Hepimizin malumu olduğu üzere İslam aleminde, Batı’nın kör taklitçileri çoktur. Bu kimseler Batı’da son üç yüzyıldır yaşanan süreçleri Avrupa’nın şartlarını, bu fikirleri oluşturan sosyal ve siyasi süreçleri algılamadan bire bir kopyalamayı ilerleme sayarlar. Yaşadığımız topraklarda da bu kimselerden bolca bulunmaktadır.
Bunların en çok sevdikleri sözlerden biri de mülhid filozof Karl Marx’ın “din kitlelerin afyonudur” sözüdür. Marx’a göre bir insan ürünü olan din, halkı aldatmak için kullanılmakta, onları sefaletlerine rağmen mutlu etmekte ve gerçeklikten uzaklaştırmaktadır. Marx bu sözü dini her anlayış için söylemiş olsa da sözün temelinde Avrupa’nın dini anlayışını oluşturan Hıristiyanlığa yönelik bir eleştirinin yattığı açıktır. Haddizatında Marx’ın dünya üzerindeki başka bir dini yorumlayacak kadar tecrübesi de yoktur. Fakat İslam alemindeki diğer mülhidler, Marksist olsalar da olmasalar da, Marx’ın bu sözünü doğru gibi kabul etmekte ve İslam’a saldırmak için kullanmaktadır.
Oysa gerçekten düşünen bir akıl, İslam-toplum ilişkisinin böyle şekillenmediğini kolayca anlayacaktır. Marx’ın ortaya attığı bu tenkidin ancak ve ancak, dini pasif bir ahlakçı yaklaşımdan ibaret kılan günümüz Hristiyanlığı gibi dinlere yöneltilebileceğini fark edecektir. İslam’ın kitleler için bir uyuşturucu görevi gördüğünü söylemek için İslam’dan ve İslam aleminin tarihinden tamamen habersiz olarak yaşayan bir mülhid olmak gerekir.
Gerçek ise bunun tam zıddıdır.
İslam, kendisini benimseyen halkları pasif ve mazlum kitleler iken siyasi aktörler kılmıştır. İslam, kendisini benimseyen halkları Mağrip’ten Türkistan’a kadar, Zanzibar’dan Tataristan’a kadar taşımış, onlara zaferler nasip etmiştir. İslam, halka zulmeden, onları sömüren yöneticileri alaşağı etmek için bir umut olmuştur. İslam, zulme uğrayan halk kitlelerini harekete geçirmiş, zalimleri yıkmak için onlara bir yol, bir yöntem, bu umut vermiştir. Allah azze ve celle şöyle buyurur:
“O zamanı da hatırlayın ki yeryüzünde az ve mustazaftınız. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Allah sizi barındırdı, yardımıyla sizi destekledi, şükredesiniz diye temiz/helal şeylerden size rızık verdi.” (Enfal Suresi, 26)
İslam, yeryüzünde ezilen kimseleri yöneticiler kılmıştır. Allah azze ve celle şöyle buyurur:
“Biz ise istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.” (Kasas Suresi, 5)
Türkiye vasatında bir insanın “dinin afyon olduğunu” gerçekten inanarak söylemesi için de bulunduğu toprakların tarihinden habersiz olması gerekir. Müslüman Türkleri Asya’nın içlerinden Anadolu’ya ve ötesine kadar götüren şey bizatihi Allah’ın dinidir. Osmanlı Devleti’nin yıkıldığı ve Anadolu’nun dahi kafirlerce işgal edildiği 1910’lu yıllarda halkı işgale karşı seferber eden şey İslam’ın elden gidiyor olması değil midir? Hal böyleyken aklı olan bir kimse dinin kitleleri uyuşturduğunu nasıl iddia edebilir? Bilakis, yaşadığı topraklarda var olmasının, bağımsız yaşamasının sebebi İslam’ın kitleleri harekete geçiren, onlara dinamizm veren bir özelliğe sahip olmasıdır.
Bugün İslam’ı sekülerleştirerek şeriata engel olanlarla “din afyondur” diyen kimselerin aynı kişiler olması manidardır. Dini afyon kılanlar bizatihi bunlardır. Halbuki İslam’ın gerçekten yaşanması ve şeriatın ikame edilmesi her türlü zulmü, sömürüyü, uyuşukluğu ve fesadı yok edecektir. Allah azze ve celle şöyle buyurur:
“Kendisi İslâm’a davet edilirken Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim vardır? Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Onlar) Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki Allah, kâfirler hoşlanmasa da nurunu tamamlayacaktır.” (Saff Suresi, 7-8)


