Müslümanları Allah yolunda cihaddan alıkoymak, çağımızın küfür önderlerinin Müslümanları kuşatmak, boğmak ve yok etmek için başvurduğu ilk ve en temel yöntemdir.
Can, mal ve itibardan kaybetme korkusunun yanı sıra dünyalık konforun yok olacağı endişesi de Müslümanların cihaddan uzak tutulması için kullanılan argümanlar arasındadır.
Müslümanlara İslam’ın Ehli Sünnet ve’l Cemaat yolundan sapan “reformist” görüşler dayatılarak, kitleler cihaddan uzaklaştırılmıştır. Böylece Müslümanlar pasif, güçsüz ve etkisiz kitleler kılınmış, İslam beldeleri de işgale açık hale getirilmiştir.
Başta ABD ve Haçlı müttefikleri olmak üzere küresel küfür güçleri bu planlarını onlarca yıldır “modernist”, “reformist” ve “diyalogcu” görünen kimseler eliyle yürütmektedir.
Son yıllarda ise bilerek yahut bilmeyerek aynı amaca “tekfir”i saldırgan bir şekilde kullanan kesimler eklenmiştir. Bu kesimler her ne kadar söylemlerinde “cihad”ı yüceltse de pratikte yaptıkları cihadı fiilen imkansız bir iş haline sokmaktadır.
Küresel ve bölgesel satıhta cihad eden mücahid grupları sudan gerekçelerle, saldırganca tekfir eden, onları küfürle itham eden, onları küfür devletlerinden farksız gören zümreler, bilerek yahut bilmeyerek, cihadı pratikte ortadan kaldırmaktadır. Müslüman kitlelerin akıllarına şüphe tohumları ekerek onları mücahid gruplardan soğutmaktadır.
Müslümanlar, tekfir hususunda selefin usulünü terk ederek aşırıya giden kimselerin mücahid gruplara yönelik ithamları hususunda dikkatli olmalıdır. Aksi takdirde, küresel küfür düzeninin arzuladığı biçimde, cihad pratik olarak ortadan kalkacak ve sadece kitaplarda “idealize” edilen haliyle var olan bir mefhum halini alacaktır. Bu durumun İslam beldelerinin sömürülmesine ve Müslümanlara zulmedilmesine yol açacağı açıktır.


