Bismillah, elhamdulillah, es salatu ve’s selamu ala Rasulillah, ve ala alihi ve sahbihi ecmain.
Yeni bir anayasa yapılmasına dair tartışmaların bir süredir gündemde olduğu herkesin malumudur. Esasında bu tartışmalar son dönemlere has olmayıp geçmişten bugüne insanların gündemlerini ve zihinlerini meşgul etmektedir. Yalnızca Türkiye’de ve anayasal problemlerden açık bir şekilde muzdarip olan bu gibi ülkelerde değil, dünyanın neredeyse her ülkesinde anayasa tartışmaları önemli bir gündem maddesi olagelmiştir.
Bunun sebebini anlamak için anayasaların ne olduğunu ve neyi amaçladığını anlamak gerekir. Anayasalar devletin siyasi yapısı, işleyişi, sahip olduğu gücü nasıl kullanacağı, vatandaşların hak ve sorumlulukları, siyasi ve şahsi hürriyetleri gibi meseleleri düzenleyen temel hukuki metinlerdir. Bu açıdan anayasaların yapılış biçimleri, kapsayıcı olmaları ve siyasi yaşamın yanı sıra toplumsal esaslara da verimli bir şekilde hitap edebilmeleri gerekir. Ayrıca özgürlükler, yasaklar, haklar ve sorumluluklar arasındaki dengeyi güçlü bir şekilde kurabilmeleri icap eder. Bu açıdan iyi bir anayasal temel güçlü bir devlet, güçlü bir toplumsal düzen ve güçlü bir siyasal yapı için olmazsa olmazdır. Anayasanın yazılı, sözlü yahut diğer biçimlerde olmasında bir beis olmamakla beraber, siyasi ve toplumsal temellerini güçlü bir şekilde tesis etmesi gerekir. Zira anayasalar toplum, devlet ve birey arasındaki bir mutabakat metni pozisyonundadır. Yani devlet, birey ve toplum belirli bir bütün üzerinde mutabık kalmıştır.
Müslümanlar olarak bizlerin yakîn olarak bildiği gerçek şudur ki insanlar yalnızca Allah azze ve celle’ye kulluk etmeleri için yaratılmışlardır ki Allah azze ve celle şöyle buyurur:
“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56)
Bu açıdan insanın şahsı da kurduğu sosyal ve siyasi yapılar da ancak Allah’a kulluğu sağladığı ölçüde değer arz eder. Bu da şu anlama gelir ki anayasa meselesine Müslümanca bir bakışla bakacak olursak, temel alacağımız nokta Allah azze ve celle’ye kulluk etme gayesiyle yaratıldığımız olacaktır. Bu konuda tüm insanlık, daha dünyaya gönderilmeden önce, ta “kalu bela”dan beri Allah azze ve celle ile bir mutabakat halindedir. Allah azze ve celle şöyle buyurur:
“Kıyamet gününde ‘biz bundan habersizdik’ demeyesiniz diye Rabbin, Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (Onlar da) ‘Evet (buna) şâhit olduk.’ dediler.” (Araf Suresi, 172)
İşte Müslümanların temel mutabakatı budur. Allah azze ve celle’nin tüm insanların Rabbi olduğudur. Rab olarak tüm insanlara şahsi, içtimai, siyasi, akidevi, ahlaki kurallar koyduğudur. Bizlerin üzerinde mutabık kaldığı anlaşma ve temel ilkeler bütünü tam olarak buradan, Allah azze ve celle’nin Rabbimiz olduğuna şehadet ettiğimiz andan, “kalu bela”dan gelmektedir.
Bu açıdan biz Müslümanların hak ve sorumluluklarımız, siyasi ve şahsi hürriyetlerimiz, devletimizin siyasi yapısı, işleyişi, sahip olduğu gücü nasıl kullanacağı gibi tüm meseleler ancak ve ancak Rabbimiz Allah azze ve celle’nin vahyettiği temel esaslardan neşet edebilir. Yine bu açıdan bizim anayasal esaslarımız ancak ve ancak Allah azze ve celle’nin gönderdiği Kur’an-ı Kerim ile Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in sünnetini temel alabilir.
Müslümanların gerek şahsi, gerek toplumsal, gerekse siyasi tüm yaşantısı Allah azze ve celle’nin dini tarafından eksiksiz şekilde tanzim edilmiştir. Biz Müslümanların hayatına ancak bu ilkeler yön verebilir. Zira bizler, alemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle ile bir mutabakat halindeyiz. Yalnızca bu ilkeleri hayatımıza hakim kıldığımız ölçüde hem uhrevi hem de dünyevi kazanımlar elde edebiliriz. Bizlerin haklarını, özgürlüklerini, sorumluluklarını, siyasi ve sosyal hayatını çeşitli çıkarlar peşinde koşan birtakım politikacının belirlemesi düşünülemez. Varlığı ve hikmeti maddeden ibaret gören, maddenin ötesinde insanı insan yapan esas anlamı yok sayan materyalist hukuk adamları bizlerin hayatını tanzim edemez. Çünkü bizim hayatımız, hayatımızı var eden Allah azze ve celle’nin nizamınca tanzim edilmiştir.
Velhamdulillahi Rabbil alemin.
Anayasa tartışmaları hususunda Müslümanca duruş

Son Yazılar
- 18 Şubat 2017 Şeyh Ömer Abdurrahman
- 13 Şubat 2004 Zelimhan Yandarbiyev
- 29 Ocak 2017 Nevvar Evlaki
- 26 Kasım 2006 Ebu Hafs el Ürdüni
- 25 Kasım 2001 Kale-i Cengi katliamı
- 24 Kasım 1989 Abdullah Azzam
- 20 Kasım 1935 İzzeddin el Kassam
- 12 Kasım 1893 Durand Hattı
- 8 Kasım 1981 Kemaleddin Senaniri
- 7 Kasım 2004 Felluce Muharebesi

