Bismillah, elhamdulillah, es salatu ve’s selamu ala Rasulillah, ve ala alihi ve sahbihi ecmain.
Günümüzde Fas’tan Türkistan’a kadar İslam aleminin tamamının çeşitli krizlerden muzdarip olduğu hepimizin malumudur. Bu krizlerin çözülmesi için Müslümanlar gerek fert gerekse cemaat olarak çeşitli çabalar göstermektedir.
Yaşamakta olduğumuz son Filistin meselesi de bu krizlerden biridir. Müslümanlar İsrail’in küresel sistemin desteğini arkasına alarak Gazze’de giriştiği katliam karşısında ne yapacaklarını bilemez bir hale gelmiştir. Mevcut konjonktürde siyasi bir birliktelikten ve bir şeyleri değiştirebilecek düzeyde güçten mahrum olduğumuzdan kriz anlarında böylesi bir duruma düşmemiz şaşırtıcı değildir.
Tam da bu süreçte ortaya çıkan bir diğer problem de Müslümanların kendilerini ilgilendiren hayati meselelerde kimlere itimat edebileceği problemidir. Yapılan çeşitli açıklamalar, ortaya konulan çeşitli tavırlar karşısında elbette bizler, kapalı kapılar ardında neler olduğunu bilmediğimiz için, farklı tepkiler verebilir ve olayları anlamadığımız için doğru bir tavır alamayabiliriz. Bu sebeple, Müslümanların böyle bir durumda izleyeceği yöntem hususunda soru işaretleri oluşması normaldir.
İşte bu sebeple Müslümanların, kendilerini ve İslam’ın istikbalini ilgilendiren konularda “öteki”lere, yani üçüncü taraflara bel bağlamaması, bunların açıklama ve tavırlarına güvenerek hareket etmemesi gerekir. Bunun sebebi ise açıktır. İslam’ın istikbalini hakkında ancak öyle kimseler gerçekten kaygı duyabilir ki bunlar İslam’ın hükümlerini uygularlar. Allah azze ve celle’nin ve Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in yolundan sapmazlar. Müslümanların hürmetlerine, canlarına, mallarına, ırzlarına saygı duyarlar. Çeşitli maddi ve siyasi çıkarlar uğruna Allah azze ve celle’nin yasakladığı yollara tevessül etmezler. Bu yollara tevessül edenlerle perde gerisinden ilişkileri, kurguladıkları gizli ajandalar bulunmaz.
Elbette böyle yapmayan herkesin, kendisiyle birliktelik içerisine girilebilecek, dört dörtlük Müslümanlar olması gibi bir ön kabul söz konusu değildir. Fakat bu sözlerle maksat, kategorik olarak tercihlerini İslam’ın öngördüğü sınırlar içerisinde yapmayan, kendini Allah’ın açık hükümleriyle bağlı addetmeyen yahut bu gibileriyle ortaklık içerisine giren kişi ve yapılara bel bağlanmaması gerektiğidir.
Müslümanları ilgilendiren hayati krizler, bilhassa Siyonist İsrail’in küresel küfür düzeni destekli işgali, ancak ve ancak Müslümanların çabalarıyla bertaraf edilebilir. Şüphesiz bu süreçte Müslümanlar Siyonist işgale karşı çıkan birçok farklı kesimle ittifak içerisine girebilir. Bizatihi Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem İslam davetinin yayılma sürecinde Müslüman olmayanlarla da yer yer ittifaklar yapmıştır. Ancak bu ittifaklar hiçbir zaman İslam davetinin istikbalini ve Müslümanların hayati çıkarlarını başka kesimlerin insafına terk etmek şeklinde olmamıştır.
Müslümanlar, kendi meselelerini ancak ve ancak kendilerinin çözebileceğinin farkında olmalıdır. Allah’ın hükmünden yüz çevirenler, Müslüman kanı dökenler, farklı ajandalara sahip olanlar, Müslümanların duyguları üzerinden çeşitli hesaplar yapanlar bizim krizlerimize çözüm bulamazlar. Zira bunların maslahatları kendi dünya algıları, güç ve siyaset dengeleri çevresinde dönmektedir. Müslümanların maslahatı ise yeryüzünde Allah’ın dininin egemen olması ve Müslümanları hedef alan zulmün bertaraf edilmesidir.
Şüphesiz Allah, müfsidlerin amellerini ıslah etmez (başarıya ulaştırmaz.) (Yunus Suresi, 81)
Velhamdulillahi Rabbil alemin.


