İçinde yaşadığımız dünya Müslümanlar açısından günden güne daha kötü bir yere dönüşürken Müslümanlar da bu değişimden gerek fikri gerekse fiili olarak etkilenmektedir. Müslümanların bizleri sevindiren çalışmaları, geleceğe dair umut veren plan ve programları olsa da bu yazıda daha çok Müslümanları içerisinde bulunduğu belki de birçoğunun farkında dahi olmadan geliştirdiği bir olgudan bahsedeceğiz: Otokontrol.
Otokontrol, bir diğer adıyla “özdenetim”, “Daha önemli bir amaca ulaşabilmek için kişinin tepkilerini, davranışlarını ya da başka amaca yönelme eğilimini denetleyip sınırlaması, kendi kendini denetleme işi” olarak tanımlanmaktadır.
Günümüzde Müslümanlar özellikle yaşadığımız ülke ve içerisinde bulunduğumuz çağın getirdiği birtakım baskılar sonucu kendi içerinde bir otokontrol sistemi geliştirmişlerdir. Kimi Müslümanlar geliştirdikleri bu otokontrol sisteminin kendilerine getirdiği denetleme ve sınırlama etkileri nedeniyle bir süre sonra parçası olduğu cemaatleri terk etmiş, bağlı olduğu yapılardan ayrılmıştır. Nitekim çevremiz bunun örnekleriyle doludur.
Bahsi geçen bu otokontrolle Müslümanlar, bulundukları ortamlarda mahalle baskısı denilen olgunun da etkisiyle seçtikleri kelimelere, kurdukları cümlelere özüyle ilişkisi olmayan anlamlar yüklemeye çalışmaktadırlar. Hatta bazen bu otokontrol daha da ileri giderek Müslüman şahsiyetin günlük yaşantısında, kılığında kıyafetinde gözle görülür bir değişime de neden olmaktadır.
Bu aslında olduğu gibi görünmemektir. Biz Müslümanlar her ne şart ve zorluk altında olursak olalım çok özel bir nedeni olmadığı sürece inandığımız gibi yaşamakla sorumluyuz. Ancak yaşadığımız çağ ve İslam ülkelerini yöneten siyasal iktidarların ellerindeki güç vasıtasıyla toplum üzerinde kurduğu baskı, Müslümanların yukarıda bahsettiğimiz otokontrol sistemine “sığınması” sonucunu doğurmuştur.
Daha açık örnek vermek gerekirse Müslümanlar bazı ifadeleri kullanmaktan çekinir yahut korkar hale gelmiş, bir türlü lavını püskürtemeyen yanardağlar haline getirilmişlerdir. Oysa ki Müslümanlar yeryüzünde izzetli bir şekilde dolaşmayı en fazla hak eden topluluktur. Müslümanlar hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan doğru bildiğini usulüne uygun bir şekilde ifade etmelidir. Doğru bildiği şeyi söylemekten çekinmemekle birlikte bunu yaparken içerisinde yaşadığı toplumun değerlerini de göz önünde bulundurmalıdır. Burada unutulmaması gereken önemli bir konu bizim, yani Müslüman şahsiyetin aslında bizatihi İslamiyeti temsil ettiğidir.
Bu nedenle bizler, bağlı olduğumuz değerlerden taviz vermeden Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den öğrendiğimiz usulle neyi temsil ettiğimiz unutmadan Müslümanca bir yaşam sürdürmeli ve İslami bir yaşamın önündeki kısıtlamaları kendi üzerimizden kaldırmalıyız. Bunu yapmadığımız taktirde -Allah’ın rahmet ettikleri müstesna- araç olarak kullandığımız birçok kısıtlamanın amacımız olmasına yani doğru yoldan sapmamıza neden olabiliriz. İçerisinde bulunduğumuz dönem bunun örnekleriyle doludur.
Allah subhanehu ve teala ayaklarımızı sabit kılsın, ağzımızdan razı olmayacağı cümlelerin çıkmasından bizleri korusun.


