Müslümanların beldeleri bilhassa son iki asırlık süreçte yoğun saldırılara maruz kalmakta. Bu saldırılar küresel kapitalist düzenin teşkil edildiği süreçle beraber şiddetlenmiş, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan merkezli küresel düzen nihai halini almaya başlamıştır.
İslam alemine yönelik askeri, siyasi ve kültürel saldırılar küresel düzen tarafından tasarlanmış ve icra edilmiştir. Bu saldırılar 1980’li yıllarla beraber görünür bir hal almış, sistemin öncüsü olan Amerika Birleşik Devletleri’nin İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşı hararetlenmiştir.
ABD, zaman içerisinde Müslümanlara karşı savaşa verdiği ağırlığı artırmıştır. Özellikle 1990’larla beraber Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ABD tamamen İslam alemine, kendi deyimleriyle “teröre karşı savaşa” odaklanmıştır. Bu durumun şiddeti 11 Eylül 2001 saldırılarıyla beraber artış göstermiştir.
ABD zamanla bu savaşı bir saplantı haline getirmiş, tamamen güvenlik kaygılarıyla yaşamaya başlamış ve savaş ticareti çevresinde kümelenen çıkar çevrelerini ve sermaye odaklarını beslemeyi hedef edinmiştir. Bu durum, ABD’nin küresel ölçekteki askeri, siyasi ve iktisadi rakiplerinin güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Rusya ve Çin, ABD İslam alemine karşı savaşla meşgulken güç kazanmış, benzer şekilde Avrupa da kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi gaye edinmiştir.
İçerisinde bulunduğumuz tarihi süreçte ABD’nin 1990’dan bu yana muhafaza ettiği tek kutuplu dünya düzeni çökmeye yüz tutmuştur. Bu sayede, ABD ile küresel ölçekteki rakipleri arasında çıkar çatışmaları ve güç boşlukları meydana gelmektedir. Bu durum halihazırda çeşitli Güney ve Güneydoğu Asya ülkeleri ile Afrika’da kendisini göstermektedir.
📍 Müslümanlar, kendi İslami maksatlarını hayata geçirmek için ihtiyaç duydukları bu boşlukları en iyi biçimde değerlendirmek için hazırlıklı olmak zorundadır. Yerel ölçekteki rejimlerin birçoğu başta ABD olmak üzere küresel destekçilere muhtaçtır. Bu rejimler muhtemel bir gelecekte küresel rekabet sebebiyle istedikleri desteği bulamayacak ve baskı altında tutmaya çalıştıkları Müslüman kitleler karşısında aciz duruma düşeceklerdir.
📍 Eğer Müslümanlar askeri, siyasi, iktisadi, dini, kültürel vb. yönlerden çok çalışarak bu sürece hazırlıklı olurlarsa, ortaya çıkacak güç boşluklarını doldurabilir, böylece İslami hedeflerine yürümek için devlet yahut benzeri oluşumlar elde edebilirler.


